Reklam

Konuk Yazarlar


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/hayvanlar/diger/yangingeyik_400_272.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

MERDO...

MERDO...

Son dönemlerde Aşık Mahzuni Şerif’in eserlerinin müptelası oldum. Özellikle de MERDO’nun. Değişik yorumcular tarafından da çok güzel yorumlanan bu eseri, Aşık Mahzuni Şerif’ten dinlemenin tadı başka. Bu eseri dinlerken dalar giderim. Aşık Mahzuni Şerifler doğuran anaların yaşadığı bu vatana daha da bağlanırım. MERDO’yu dinlerken aklıma birkaç “MERDO” gelir. Bunlardan biri de Bayram Mert SAVRUN’dur.

Birlikteliğimiz uzun sürmedi, görev nedeniyle birlikteydik. Kısa süre sonra o vatani görevini bitirdi ve meslek yaşamına-sivil yaşama geri döndü. Sakın yanlış anlaşılmasın, Bayram Mert SAVRUN vatani görevini asteğmen olarak ve uzun süre yaptı. Asker ocağına gelirken onu korumlar getirmedi. Bir gazeteci ordusu da yoktu teskereyi aldığı gün karşısında. Uçkuru dışarıda olanların TV kanalları da yoktu ortalıkta. Bir vatan evladı gibi geldi, bir vatan evladı gibi gitti.

PROF. DR. BAYRAM MERT SAVRUN
O günlerde de, mesleki ahlakından taviz vermezdi. Mesleğine bağlılığı, mesleki ilkeleri, ahlakı ve deontoloji duyarlılığı örnek düzeydeydi. Bonkördü, yani eli açık, sofrası açık bir adamdı. Para, pulun onun için önemi hiç yoktu. Çünkü o, vicdan, akıl ve izan sahibi bir tabipti.

Orman yangınına birlikte gitmiştik diğer subaylar, astsubaylar, erbaş ve erlerle. Yanında ilk yardım çantası, belinde keskin küçük bir balta, elinde beli bükülmüş bir kürek vardı. Orman yangınında, yan yana çalıştık.

Zevkle ve gururla, Mehmetçikle, ormancılarla yan yana. Yangın söndü ve dağ başındaki birliğimize döndük. Bayram Mert SAVRUN’un sırtında yer alan torbada bir şeyler kıpırdıyordu. Karargahın yanındaki ikmal deposunun arkasındaki boş alana yürüdü ve orada torbayı boşaltmaya başladı.

İki kaplumbağa, bir sincap, bir tilki çıktı çantadan. Yangından kaçarken ateşin ortasında kalan hayvancıkları almıştı torbasına…

Hiç birimizin aklına gelmemişti bu tür bir kurtarma operasyonu; ama onun adı Bayram Mert SAVRUN’du. Yani kısaca “MERDO”…

İSTİFASI…

“MERDO” boşuna istifa etmez. Mutlaka bir amacı ve hedefi vardır. İstifası ile ilgili yaptığı açıklamalar da bunun bir tezahürü. Ama anlayana… İstifasına çok üzüldüm. Hırslandım… Ama Bayram Mert SAVRUN, yani “MERDO” gözümün önüne geldim duruldum. Bazı insanlara Profesör, Doçent, Doktor gibi titrler “ŞEREF” verir. Ama “MERDO” gibileri, Profesörlüğe, Doçentliğe, Doktorluğa “ŞEREF” katar. O, İbn-i HALDUN ve FARABİ’nin “Bazıları makamlarıyla şereflenir, bazıları da makamlarını şereflendirirler. Makamlarından şereflenenler, sonradan görmeler; makamlarını şereflendirenler kökten görmeler”dir tespitlerinde sözü edilen “Kökten Görme” bir vatan evladıdır. Adli Tıp’taki göreve atandığında kendisini aramış ve görüşmüştüm. Kutlamıştım. Mutlu olmuştum insanlık ve milletim adına. Masumlar, mazlumlar, haklılar ve hak adına.

Bu kez arayamadım kendisini.
Üzgünüm.
Üzgünüm.
Üzgünüm…
Umarım ve dilerim ki bu ülkede “MERDO”ların sayısı artar. “Ayaklar baş, başlar ayak” olmaz ve başlar baş, ayaklar ayak olup bu ülken, bu milletin ve insanlığın bahtı güler.
Ben yine Aşık Mahzuni ŞERİF’i dinliyorum bu satırları yazarken. Kulakların çınlasın Prof.Dr. Bayram Mert SAVRUN, namıyla “MERDO”. Yiğit "namı"yla anılır çünkü...

“Sana bir gün olsun gülmedi hayat
Kaderi berbat merdo merdo
Burası gurbet burası gurbet

Gelme demedim mi merdo
Dönme demedim mi
Vururlar seni merdo merdo
Söylemedim mi? söylemedim mi?

Köprünün başında pusu kurarlar
Seni ararlar merdo merdo
İzin sorarlar seni kırarlar

Gelme demedim mi merdo
Dönme demedim mi
Vururlar seni merdo merdo
Söylemedim mi? söylemedim mi?

Mahsuni yanıyor derdo bitti baharı
Bahar ayları merdo merdo
Soldu dağları yeşil bağları

Gelme demedim mi merdo
Dönme demedim mi
Vururlar seni merdo merdo
Söylemedim mi? söylemedim mi?”


Aşık Mahzuni ŞERİF
ÖZÜR: Sevgili dost "MERDO" bu anıyı iznini almadan yazdım. Çok az kişinin şahit olduğu bu anının, artık kamuoyu ile paylaşılması gerektiğini düşündüm. Eminim ki sen bu güne kadar bu anını kimse ile paylaşmamışsındır. Çünkü sen başkasın...
Hasan Hüseyin M.

Son Güncelleme ( Cumartesi, 01 Ağustos 2009 10:03 )

 

Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/hayvanlar/kopekler/dostlarimaiyibakin0_400_272.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Dostlarıma İyi Bakın !

Dostlarıma İyi Bakın !

Kuzeyden Güneye İndim. Üç Haftalık Tatilimi Yapmak Üzere Kuşadası'ndayım. İyi mi Yaptım, Kötümü, Bilemiyorum. Aslında Bu Soruyu Kendime Her Türkiye'ye Gelişimde Soruyorum.

Neden mi? Söyleyeyim. Türkiye’de hayvanlara yapılan eziyetleri gördükçe neşem, tatil yapma, dinlenme hevesim kaçıyor. İster istemez Danimarka ile Türkiye, Danimarkalılar ile Türkler arasında bir kıyaslama yapıyorum. Bana sorarsanız ben derim ki, ne zaman hayvanlara vicdanlı davrandık, bize yapılmasını istemediğimizi onlara da yapmadık o zaman Avrupalı oluruz. "Bu göbekle nasıl mayo giyerim?" diye düşünme.  Bütün bir yıl tatili sayıkladım. Yılın yorgunluğunu, stresini, tatilde, yazlığımda dinlenerek atmak istedim. Aslında bunu her yıl yaparım. Ülkemi çok sevdiğim için tatilimi başka ülkelerde geçirmek yerine ülkemde geçirmeyi tercih ederim. Ben 35 yıldır Danimarka’da yaşıyorum ve gazetecilik yapıyorum. Artık o ülkenin de bir vatandaşı sayılırım ama olmuyor. Danimarkalılarla bir aradayken yabancılık hissetmiyorum. Ama içimde mutlaka bir eksiklik, yabancı bir ülkede yaşamanın rahatsızlığı vardır. İnsanın bir başka ülkeyi kendi ülkesi gibi benimsemesi hiç mümkün değil. Onun içindir ki her fırsatta ülkemi ziyaret etmek isterim. Uçak inişe geçtiğinde içim rahatlar uçaktaki Danimarkalı turistlere şöyle bir bakarım ve içimden onlara “işte burası benim ülkem” demek geçer.

Keşke her şey bu kadar kolay olsaydı. Daha havaalanında bana tahsis edilen araca eşimle birlikte binip, yazlığın yolunu tutunca, yolda gördüğüm köpekler üzmeye başlar bizi. Dili bir karış sarkmış, yol kenarında bir lokma ekmek ve bu yaz sıcağında  bir yudum su bulabilmek için kim bilir nereden, nereye gitmek zorunda kalıyorlardır. Bazen sorumsuz bir sürücü tarafından çarpılmış bir köpek yol kenarında cansız yatar, bazen geçtiğimiz yolların çevresinde bağ ve bahçelerde güneşin yakıcı sıcağı altında ayağından bağlanmış,yakınında sığınacak bir gölge, içecek suyu olmayan eşek, at, inek gibi hayvanları görür üzülürüz.  Bir taraftan gözüm yolda, önüme her an bir hayvan çıkabilir çarparım korkusu ile dikkatli araç kullanmaya çalışır, diğer taraftan hayvan sahiplerine söylenir dururum.

Danimarka’da, çiftçilerin hayvanları otlarken hem güneşten, hem de yağmurdan korunacak bir yerleri vardır. İçecek suyu mutlaka olmalıdır. Köpekler akşamları dışarıda bırakılamaz. Evin içende olmak zorundadır. Bahçenin çevresi çevrili ise köpek serbest dolaşır. Şayet köpeği bahçede bağlamak zorunda iseniz, çiftlik hayvanları gibi yağmur ve güneşten korunacak bir kulübesi, ipi en az 10 metre ve bir yere dolanmayacak, köpeğin hareketini engellemeyecek şekilde düzeneği olmalıdır. Köpek ya da kedinizi sokağa bırakamazsınız.

Sokakta ipsiz bulunan hayvan polise teslim edilir ve sahibi, para cezası dışında köpek için harcanan zamanın ücretini öder. Sokağa köpek yada kedi atmak yasaktır. Atılan olursa polis boynunda deri altındaki chipten kimliğini tespit eder, sahibini bulur. Sahibi ya köpeğini geri almak zorunda kalır ya da bakım evine gönderilen  köpeğin ölünceye veya  yeni bir sahip bulununcaya kadar tüm bakım masraflarını ödemek zorundadır. Sahipleri gezdirirken köpeklerinin yaptığı tuvaleti alırlar. Almayanlar da vardır. Ama Türkiye’deki gibi kavga çıkmaz.

Ev sahipleri, yasa gereği evlerinin önünü temizlemek zorundadır. Yani köpeğin bıraktığını sahibi değil, bıraktığı yerdeki ev sahibi yada bahçe sahibi almak zorundadır. Köpekler, devlet tarafından belirlenen arazi ve ormanların dışında serbest bırakılamazlar. Her köpeğin, hem sağlık ve tedavileri için, hem de sahibi ve başkalarına verebileceği zarara karşı sigortalı olması şarttır.  Bir köpek yavrusu 3 aylık olmadan ve aşıları yapılmadan  annesinden ayırılamaz.  Aşıları tamamlanmayan köpek, sokakta gezdirilmez. Köpeklerin kulak ve kuyrukları da kesilemez.  Türkiye’de bir çok cahilin bunu yaptığını görüyorum. Ben sadece köpek sahibine değil, daha çok köpeğin kulağını ya da kuyruğunu kesme cehaletini gösteren sözde veterinerlere kızıyorum. Şayet bir veteriner, köpeğin kuyruğunun vücudunda denge unsuru ve konuşma, duygularını gösterme organı olduğunu bilmiyor veya bildiği halde köpek sahibine bunu anlatamıyorsa onun veterinerlik belgesi hemen iptal edilmelidir. İşte bütün bunları düşündükçe üzülüyorum. Bunları gerçekleştirebilsek kimse sokağa köpek yada kedisini atamayacak, sokaklarda sahipsiz hayvan olmayacaktır.

Ceyna  ile yazlığımızın bulunduğu yerde bakkal dükkanına ekmek almaya gittiğim sabah tanıştım. Uzunluğu bir metre bile olmayan kısa bir iple direğe bağlanmıştı. Hemen yanına gittim, dükkan sahibine kimin olduğunu, adını sordum. “Adı Ceyna, genç bir bayan getirdi. 3 aylıkmış. Yolda bulmuş. Aşıları için 200 lira  harcamış. Birine satıver dedi. Dün de doğum günüm vardı“para istemiyorum sana doğum günü hediyem olsun” diyerek bana verdi. Sana vereyim  götür” dedi. Al sana bir üzüntü daha. Tabi ki içimden   onu alıp Danimarka’ya götürmek geçti. Ama ne yazık ki Danimarka’daki evimde daha önce Kuşadası’nda bir benzincide bulduğum. Dövülüp sokağa atılmış Leydim vardı. Onunla sorun olmazdı. Ama bir araba tamircisinin elinden kurtardığımız Max’ımız onu parçalardı. Çünkü Max labrador ve Pitbul karışımı, beni ve eşimi hem başka köpeklerden, hem de insanlardan çok kıskanıyor ve bize yaklaşan kim ve ne olursa olsun saldırıyor. O imkan da ortadan kalkmıştı. Ama en azından sık, sık ziyaret edip,ona temiz su ve yiyecek verme şansım vardı. Öyle de yaptım daha ilk tanışmamızda hemen ona sosisler aldım yedirdim. Biraz uzağımdaki işçilerin sesi kulağıma geldi “adama bak köpek için sosis aldı” Yaptığım hareket yadırganmıştı. Oysa benim için çok normaldi.

Bir başka Avrupalı ya da Türkiye’de, sayıları az olan hayvan severlerden biri olsa da aynı  şeyi yapardı. Ceyna ile böyle tanıştık şimdi kısa ir süre için de olsa arkadaşız ve birlikte çok mutluyuz. Onu gezdirirken eve getiriyorum eşime kendisini beğendirmek için çeşitli numaralar yapıyor. Ondan ayrılmak zor olacak biliyorum. Asıl üzüntüyü o yaşayacak. Her karşılaştığımızda onu evlat edinirim umuduyla bana bakan gözleri hüzünlenecek. O duyguyu ben çok iyi bilirim ama yapabileceğim bir şey yok. Keşke imkanım olsa da tüm sokak köpeklerini kurtarabilsem.

İşte bizi ülkemize gelmeden defalarca düşündüren şey bu. Hayvanlara yapılan kötü muamele. Ne olur, hayvanlara kötü davranmayalım. Evde, aile fertlerine karşı nasıl davranıyorsak onlara da öyle davranalım. Mehmet Pamuk adında Din Müşaviri arkadaşımın “cennete gidecek iki hayvandan biri köpektir. Ama maalesef ülkemizde insanlar köpeklerin dinimizdeki yerini bilmiyorlar. Bilselerdi farklı davranırlardı. Allah’ın yarattığı tüm canlılara iyi davranmak,onlara yiyecek ve su vermek sadece insanlık görevimiz değil, dinimizin icaplarındandır”sözlerini yazmak istedim. Evinizin önüne bir kap su, bir lokma yiyecek koyun. Bakın görün ki hayatınız değişecek. Ekonominizden tutun, yaşantınıza dair her şey düzelecek. Mutlu olacaksınız. Akşam başınızı yatağa koyduğunuzda rahat uyuyacaksınız. Ceyna’yı bakkala veren bayana da sesleniyorum. Onun gözlerine iyi bak, sana söylemek istediklerini anlamaya çalış ve bir kez daha düşün.

Bu konuda yazılacak o kadar çok şey var ki. Satırlar, sayfalar yetmez. Köpek alacaklar almadan önce çok iyi düşünsünler. Pet Shoplardan hayvan almayarak, hayvan ticaretini, onların küçük kafesler içine hapsedilmesini önleyin. Sokaklardaki ve bakım evlerindekileri kurtarın. Onunla yaklaşık 15 yıl yaşayacaksanız, iyi ve kötü gününde onun yanında olacaksanız, ona çocuğunuz gibi davranarak, evinizde her şeyi onunla paylaşacaksanız alın. Onlara sıcak bir yuva verin. Ne zaman hayvanlara kendinize davranılmasını istediğiniz şekilde davranırsanız o zaman Avrupalı, o zaman insan ve o zaman gerçek MÜSLÜMAN olursunuz.

Ünsal Turan/Kopenhag
Hürriyet

Son Güncelleme ( Perşembe, 30 Temmuz 2009 09:22 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/pictogramlar/godcomplex_pict_400_272.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

God Complex Bir Hayvansever Hastalığı Mı ?

God Complex Bir Hayvansever Hastalığı Mı ?

God Complex / Tanrılık Kompleksi.


Nadir rastlanan ruhsal bir hastalıktır. Daha çok cerrahlarda, doktorlarda, üst düzey devlet yoneticileri ve üst düzey  askerlerde az da olsa rastlanabilen bir hastalıktır.

Psikolijik ve ruhsal bozukluktur. Bir çok örnek verilebilir, Örneğin; açık kalp ameliyatı yapan veya organ nakli yapan cerrahlardan bazıları bir süre sonra, Tanrı'nın verdiği zeka ve yetenekle bu ameliyatları yapabildiklerini unutup, ameliyatlarını yaptıkları insanlara hayat verdiklerini sanıp, kendileri sayesinde yaşayabildiklerini düşünürler,

"yeniden can veren" konumuna koyup kendilerini TANRILAŞ'tırır...

Hayvansever olduğunu İddia eden birçok kişide "God Complex" olduğunu görebiliyorum ; Her zaman kendilerini diğer insanlardan daha üstte gören bu kişiler hayvanların doğalarını bozup, karakterlerini kırıp muhtaç hale getiriyorlar...

Daha sonra bu hayvanlara yardım ettiğini söyleyerek bu canlıların üzerinden ”Tanrıcılık” oynuyorlar...

Kimi bir barınağı ele geçirmiş; Kafeslere tıkıştırıp hapis ettiği hayvanlar üzerinden, kimi daha farklı yöntemlerle ”Tanrıcılık” oynayıp kendilerini tatmin ediyorlar.

Olan her zaman olduğu gibi çaresizlik içindeki sahipsiz hayvanlara oluyor !

Hayvanların bu insanların elinden kurtulmaya, bu insanların da tedavi olmaya ihtiyaçları var !

Onlarcası etrafımızda, biraz daha dikkatli bakın lütfen, göreceksiniz...

Saygılarımızla,
Ahmet Yıldız

Son Güncelleme ( Salı, 28 Temmuz 2009 20:27 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/hayvanlar/esekler/esekveadam_376_251.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Hayal ve Sıpa - Ahmet Altan

Hayal ve Sıpa - Ahmet Altan


Yerler tahta olsun.

Koyu cilalı, uzun tahta şeritler var ya, onlardan.

Küçük kilimler atayım üstlerine ama ahşap geniş bir biçimde açıkta kalsın.

Bir tane de minicik sıpa istiyorum.

Beyaz belki.

Olmadı, siyah.

Koca gözlü.

Tahtaların üstünde tıkır tıkır yürüsün.

Hafif meyilli bir yamacın tepesine yerleşmiş, iki katlı bir ev.

Üst katta geniş bir yatak odası.

Sıpa merdivenlerden yukarı çıksın.

Ben onu indireyim.

Kocaman mutfağın kırmızı malta taşından olsun zemini.

Duvarlarına kırmızı soğan hevenkleriyle süt beyazı sarımsak hevenkleri asayım.

Gün öğlene dönerken evi bir yemek kokusu kaplasın.

Bol sarımsaklı bir yemek.

Sıpa kokuyu sevmesin, başını sallayıp, açık kapıyı tekmeleyerek bahçeye çıksın.

Hatta yüzünü buruştursun.

Mutfak raflarında içleri koyu yeşil zeytinyağı dolu ince şişeler, kavanoz dolusu reçeller, sararmış salatalıklardan turşular dizilsin.

Evin önünde bir veranda olsun.

Bahçede büyük bir ağaç

Bir manolya, bir söğüt, olmadı atkestanesi.

Küçük bir meyve bahçesi.

Uzaklardan deniz görünsün.

Köye doğru inen yamacın bir yanı bağlık olsun, bir yanı buğday tarlası.

Rüzgârda buğdaylar sarı yeşil başaklarıyla ürpersin.

Dalgalansın.

Öğlen yemeğini büyük ağacın altındaki sağlam masada yiyelim.

Koca bir çanakta bol limonlu salata.

Sarımsak soslu makarna.

Şişesi buğulanmış soğuk bir şişe beyaz şarap.

Saçma sapan konulardan konuşalım.

Köydeki fırıncının baldızıyla ilgili dedikodular yapalım.

Köye gidip geldiğimiz, İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma bir cip dursun bahçenin kenarında.

Yemekten sonra sert bir kahve içeyim.

Sonra bir rehavet bassın.

Yatmaya gidelim.

Yatak odasının pencereleri açık, perdeleri tül.

İçeri rüzgâr girsin.

Uyuyalım diye yatalım ama uyumadan serinliği hissederek kırıştıralım.

Akşamüstü kalkayım.

Başımda hafif bir sersemlik.

Güneş yavaşça çekiliyor.

Ağaçların gölgeleri uzuyor.

Sağlam bir çay demlensin.

Ev, çay koksun.

Bir macera romanı okuyayım manolyanın altındaki şezlonga uzanıp.

Öyle akıp gitsin olaylar.

Birileri birilerini kovalasın, entrikalar olsun, casuslar, hafiyeler...

Salonda koca bir televizyon.

Karşısında alabildiğine geniş, yumuşacık bir divan.

Bir film seyredelim.

Akşam yemeğini mutfaktaki masada yiyelim.

Rüzgâr hızlansın birden.

“Yağmur yağacak” diyeyim.

Sıpa bahçeden içeri girip salonda dolaşsın.

Sonra mutfak kapısının kenarına kıvrılsın.

Tıpır tıpır bir yağmur başlasın.

Gittikçe şiddetlensin.

Ağaçların, çiçeklerin, çimenlerin, üzümlerin, buğdayların kokusu yağmurun kokusuna karışsın.

Açık kapının pervazına dayanıp hiç konuşmadan karanlıkta yağan yağmuru, arada patlayan şimşekleri seyredelim.

Her gök gürültüsünde hafifçe irkilelim.

Yağmurla ilgili hikâyeler anlatayım.

Gülelim.

Yağmur yavaşlasın.

Dinmesini beklemeyelim.

Kalın muşambadan balıkçı yağmurluklarını, lastik çizmeleri giyelim.

Ağaçların, bağların, tarlaların arasından yürüyelim.

Yağmur yüzümüzden süzülsün.

Köye kadar gidip gelelim.

Çamurlu çizmeleri kapıda çıkarayım.

Muşambamı açık kapının kenarına asayım.

Yorgunca oturayım.

Hiçbir şey düşünmeyeyim.

Sonra birden, o eşsiz, o korkunç, o önüne geçilemez istekle kalkayım.

Çalışma odasına gidip masanın üstündeki lambayı yakayım.

Şöyle bir durayım.

Günlerdir aklımda dolaşan ilk cümleyi yazayım.

Bir kadeh konyak içeyim.

Hiç durmadan yazayım, gün ağarırken kalkayım masadan.

Aklımda ertesi gün yazacağım ilk satır.

Merdivenlerin dibinde yatan sıpanın üstünden atlayayım.

Mutlu ve yorgun sarılıp uyuyayım.


AHMET ALTAN

Son Güncelleme ( Cuma, 10 Temmuz 2009 23:04 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/gazete_haberleri/poliskopekleri_340_227.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Kahramanları Öldürdüler !

Kahramanları Öldürdüler !

Emniyet’in Ankara Gölbaşı’ndaki Köpek Eğitim Merkezi’ndeki eğitmenler, 6 bomba arama uzmanı köpeği kapalı araçlara kilitleyip yemeğe gitti. Muhabbete dalan eğitmenler yemek dönüşü şoke oldu.
Eğitmenlerin ihmal ve unutkanlığı, sıcak ve havasızlık 6 harika köpeğin ölümüne neden olmuştu. Telef olan 6 köpekten biri, 2007’de 580 kilo patlayıcı bulan “Maske” adlı Alman kurduydu. “(Haber Türk, 02.06.2009)

İnsanın tüylerinin diken diken olmaması, “bu kadar ihmal ve sorumsuzluk olamaz” dememesi, mümkün değil !..
Esasen biraz serinkanlı düşünülürse bu bir ihmal değil, cinayettir. Geçiştirilir ve unutturulursa yanlış olur. Sebep olanlar mutlaka örnek olacak şekilde cezalandırılmalıdır.
Sıradan bir vatandaş böyle bir olaya sebebiyet verse "bilmiyordu, yanlış yapmış" denilebilir de, görevi bu özel köpekleri yetiştirmek, eğitmek ve bakmak olanlar hoş görülemez.
Haberin daha mürekkebi kurumadan, Almanya’dan gelen bir başka habere bakın !..

“Hayvan haklarının korunması için gerçekleştirdiği eylemlerle dikkat çeken uluslararası sivil toplum örgütü PETA’nın Almanya şubesi, Türk makamlarına yaptıkları çağrılara cevap alamadıklarını belirterek "Türkiye'ye gitmeyin" kampanyası başlattı. PETA’nın Almanya şubesi, Türkiye aleyhine başlattığı kampanya ile Türkiye’deki sahipsiz hayvanların etik olmayan şekilde tutulduklarını ve kimi zaman toplu halde itlaf edildiklerini öne sürerek, "Türkiye’ye gitmeyin" çağrısı yaptı.” (Hürriyet, 02.06.2009)

Protesto dikkat çekmek içindir.
Olayı milliyetçiliğe dönüştürüp, konuyu saptırmamak lâzım.
Esasen dünyanın her yerinde böyle olaylar oluyor.

Tamam;
İspanya’da olduğu gibi, boğalar kılıçlanıp mızraklanıp öldürülürken “oley” diye bağırmıyoruz,
İzlanda’da, Kanada’da, Danimarka’da olduğu gibi, fokları çivili sopalarla öldürmüyoruz,
Kürklerini çıkarmak için canlı hayvanları diri diri yüzmüyoruz,
Japonya’da olduğu gibi balinalara katliam yapmıyoruz,
Çin, Tayland ve Filipinler’de olduğu gibi köpekleri pişirip yemiyoruz.
Ama, dünyada böyle olaylar oluyor diye, biz de hayvanlara kötü davranmak zorunda mıyız?

Samimi olarak düşünelim, bizde:
Hayvanları zehirlemek var mı ? Var.
Hayvanlara taş atarak eğlenmek var mı? Var.
Kedi- köpek yavrularını tekmeleyenler var mı? Var.
Hayvanların gözlerini oyan, kulaklarını- kuyruklarını kesen var mı? Var.
Köpeği boynuna ip bağlayarak çeken ve işkence edip öldürdükten sonra çöp kamyonuna atarak ezen var mı? Var.
Hayvanlar üzerinde atış talimi yapan var mı? Var.

Peki…

Çocuklarına hayvan sevgisi öğreten aileler var mı? Bence yok. Varsa da ben görmedim.
Sıcaklarda biz kavrulurken, sokaklarda yaşayan kedi- köpekler için evlerin önüne;
Kuşlar için evlerin balkonuna veya uygun bir yere bir kap su koyan var mı? Yok.  Varsa da ben görmedim.
Sonuçta, bu protestoyu hak ettiğimizi düşünüyorum.

Allah’ın bize emaneti olan bu insan dostları canlara sahip çıkmıyoruz.

(NOT: Şu resme kaç dakika baktığımı inanın unuttum. Bakmaya doyamıyorum.)

Ahmet AKYOL
2 Temmuz 2009

SON DURUM:
Köpek eğitmenleri, öğle yemeği nedeniyle ara verirken köpekler de dinlenmeleri için özel soğutma sistemli araçlara bırakılmış. Ancak, görevliler açık arazide güneşte bırakılan aracın soğutma sistemini çalıştırmayı unutmuşlar. Bir saat sonra geldiklerinde köpekler baygın bulunmuş. Araçtaki altı köpekten beşi kurtarılamamış. Emniyet Genel Müdürlüğü, olayın soruşturulması talimatını verirken, köpeklerin ölmesinden sonra vatandaşlara yeniden eğitilmeleri için köpek bağışı yapmaları çağrısında bulunmuş. (Hürriyet, 03.07.2009)


Buna verilecek tek yanıt var: NEDEN ?
Bu 'NEDEN'i herhalde daha açık yazmama gerek yoktur !

Ahmet Akyol

www.ahmetakyol.net

 

Son Güncelleme ( Perşembe, 09 Temmuz 2009 11:26 )

Sayfa 9 > 26

www.mujo.in Blog | Güncel Bilgi, Haber, Müzik, Oyun, Film, Dizi, Fragman izle www.cyber-attackers.org Cyber Attackers Team Black Hats Community Turkish Hackers